Ahmet Alp Balkan tarafından 11 Temmuz 2010 tarihinde yazılmıştır. (İş Hayatı & Staj) 12 Yorum »
Bu sene 2. sınıfı bitirdiğim için zorunlu bir teknik yaz stajı yapmam gerekiyordu ve ben aylar önceden araştırmamı yapıp kararımı verdim. Ne bankalarda çalışabilirdim, ne de Siemens, Intel, Alcatel-Lucent, Nortel-Netaş gibi elektronik tabanlı şirketlerde. Benim ihtiyacım olan, küçük startuplar gibi çalışabilen ama büyük ve kurumsal bir firmaydı. Çalışanına değer veren, inovasyonu hedefleyen, hızlı hareket edebilen ve oturmuş bir kültürü olan bir firma arıyordum.
Sonunda bu konuda Türkiye’de staj yapabileceğim en iyi firmanın Turkcell Teknoloji olduğuna kanaat getirmiştim. Bu sene TTech, iki farklı staj programıyla alımlar yaptı. Birincisi klasik PAF Takımı, ikincisi ise bu sene yeni olan ve sadece sosyal medyada duyurulan Farkını Fark Edeni Arıyor programı. Ben ikincisine başvurma kararı aldım. Çünkü sadece geliştirici değil, aynı zamanda fikir üreten, iş geliştiren ve planlayan bir departmanda çalışmak istiyordum. Mart’ta yolladığım yaratıcı bir CV’ye Haziran’da cevap geldi. Okuldan çoğu arkadaşım staja başlamış iken ben “geç cevap döndüler, mülakatlar falan derken acaba stajı okul başlayana kadar bitirebilecek miyim” diye tedirgindim. Çünkü İK’nın CV’ye bir süre geç cevap dönmesi açıkçası beni epey telaşlandırıyordu.
Devamını Oku »
Ahmet Alp Balkan tarafından 10 Temmuz 2010 tarihinde yazılmıştır. (Hayatın İçinden) 1 Yorum »
Dalyan adında güzel bir sahil köyü var Çanakkale’ye bağlı Ezine’nin Geyikli kasabasında.
Geçen yaz bu zamanlarda sadece 10 saatimi geçirdiğim bir köy. Kimseler tarafından bilinmiyor, yerlisi az, yazın da sadece yazlık sahipleri geliyor.
Kendi halinde gözlerden uzak, denizi, doğası güzel bir köy. Orada bir eviniz olsa, bu aylarda olgunlaşmamış zeytin ağaçlarının kokularında uyanırsınız sabahları. Denizi de Ege’nin tertemiz masmavi suyundan, üstelik sahilleri derin de değil. Tam şu aralar hava güneşlidir ama biraz da rüzgar vardır. Yine de sabahları durgundur deniz, gidip yüzebilmek isterdim serin serin.
Tam karşısında Bozcaada var. Türkiye’nin Gökçeada’dan sonraki en Batı noktalarından olan Bozcaada’da domates reçeli yapılıyor. İlk başta ben de domates reçeli mi olurmuş, diye yaklaşmıştım. Ama pek de güzel oluyormuş. Keşke Ada’ya da gidebilmek için vaktim olsaydı.
Bir de Pembe Göl’ü varmış bu köyün. Hakikaten pembe görünürmüş, toprağının renginden ötürü. Bölgede Antik Yunan şehirlerinden olan Alexandria Troas‘ın kalıntıları da var. Onları da görmeye vaktim olmadı ama Çanakkale yöresinde tarihi bir çok güzellik olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Bir on saatimi geçirdim ama belki de aklımdan silinemeyecek tek gün oldu. Keşke her yaz gidip bir süre orada tatil yapmak için fırsatım olsa… Sizi Dalyan’da gün batımı ve başka fotoğraflar ile baş başa bırakıyorum. Ama yine de siz Dalyan’a gitmeyin. Orayı kimseler bilmemeli.
Her birine bakarken beni benden alıp götüren bir şarkı size de gelsin: Farid Farjad – Davigh.

Dalyan ve Aşk (umarım hala birbirlerini seviyorlardır)

Arşipel ve Bozcaada
Devamını Oku »
Ahmet Alp Balkan tarafından 4 Temmuz 2010 tarihinde yazılmıştır. (Hayatın İçinden) 13 Yorum »
Bir süredir Google Summer of Code programı kapsamında Pardus için yürüttüğüm PaW projesinde güzel gelişmeler var.
Windows kullanıcılarına Windows üzerinden kolayca Pardus kurup kaldırabilecekleri ve disk bölümlendirme gibi tehlikeli konularla uğraşmadan kurulum gerçekleştirebilecekleri bir proje olan PaW, artık Pardus Çalışan CD’sini boot edebilir hale geldi.
Bu hale gelmesinde mentorum değerli Renan Çakırerk‘in ve bizim için Pardus’un ram disk başlatıcısını düzenleyen Onur Küçük’ün büyük emeği var. Ayrıca bir süredir Pardus ofisine gidip geliyordum. Bana kapılarını açtıkları için proje yöneticisi Erkan Tekman’a da teşekkür borcum var. Devamını Oku »
Ahmet Alp Balkan tarafından 2 Temmuz 2010 tarihinde yazılmıştır. (Edebiyat) 1 Yorum »
Ispanaklı pasta
Beraber yapamadığımız
Ispanaklı yaş pastayı yap bana
Sıva kollarını geç tezgaha
Bembeyaz olsun kreması, unu
Akbeyaz ellerinle yoğur hamuru
İçine köy yumurtaları kır
Merhametinden de koy
Acı acı olsun badem gibi
Anılarımızı koy ballı şeker niyetine
Gençliğini koy, çocukluğunu
Gözümün önünde nasıl serpildiğini
Tadını, kokunu kat, at fırına
Yüreğinin sıcaklığına ayarla
Kaçı gösteriyorsa Saat Kulesi
Kur fırını yarım saat sonraya
Sonra ben geleyim, oturalım
Var edip aşkını yoktan
Ne var ne yoktan konuşalım
Yarım saat sonra çıkaralım fırından
Kremasını dökelim her yanına
Adımızı yazalı çikolata sosuyla
Sen Ahmet yaz, ben Kandela
Göz yaşlarını serpelim yaştane
Güzelliğinle süsleyelim baştan ayağa
Önce bizi koyalım, sonra ikimizi
Kaldırıp buzdolabına soğutalım
Dudaklarımızın yapışıp kalacağı
Buzsoğuk sıcaklığa kadar donduralım
Çıkaralım buzdolabından
Buzu eridikçe, ayrıldıkça dudaklarımız
Son öpüşmemizin hatırına yiyelim
Dün’lü geçmişte saçlarını koklarken
Bugün üstünü çizip adını unuttuğun
Masum çocuğun hatırına
Senin zulmüne, vicdansızlığına,
Bensiz yaşayacağın yaza, sonbahara
Başkasının seni gerdanından öpecek olmasına
Gözlerini yumup, dudaklarını aralayıp usulca
Güneşe bakarken öpülmeyi bekleyecek olmana
Yiyelim seninle
Beraber yapamadığımız
Ispanaklı yaş pastamızı
01.07.2010 03.00
Ahmet Alp Balkan tarafından 30 Haziran 2010 tarihinde yazılmıştır. (Site İncelemeleri) Yorum Yazılmamış »
Son zamanlarda Türk e-ticaret siteleri arasında yepyeni bir iş modeli patlak verdi. Bir ay içinde aynı iş modelini yapan 10 kadar girişim hayata geçti. Yurt dışında Groupon‘un bir süredir gerçekleştirdiği ve iyi paralar kazandığı bu model Türkiye’de şimdiden bir rekabet ortamını oluşturdu. Her gün yenilerinin açıldığını hatırlatmakla birlikte şu an aktif olan bu sitelerden çoğu şöyle: Grupanya, Grupfoni, Şehir Fırsatı, Markapon, Ekoloni, Kipru, Grupca, Fırsatını Yarat, Fırsat Kuponu, Fırsatçıyız, Grubal…
Merak konusu olan ise bu kadar hızlı çıkan girişimden kaçının 1-2 yıl gibi bir süre sonra hala ayakta kalabileceği. Benim görüşüm de çoğunluk gibi, en iyi reklamı yapıp en iyi satışı yapabilenin diğerlerini zamanla piyasadan eleyeceği yönünde. Buna ek olarak, grup alışverişinin toplumun belli (niş) kesimleri için özelleştirilebileceğini de düşünüyorum. Örneğin, sporcular için grup fırsatları yaratan siteler, eğitimler için grup fırsatları yaratan siteler zamanla ortaya çıkabilir. Zamanla pazarı ele geçirecek siteler, diğerlerini bünyelerine katıp yollarına devam edebilirler. Sonucu zaman gösterecek. Şimdilik aşağıdaki istatistikler pazarın büyüklüğü hakkında biraz bilgi verecektir. Devamını Oku »
Ahmet Alp Balkan tarafından 29 Haziran 2010 tarihinde yazılmıştır. (Zamazingo, İlginç ve Eğlenceli) 4 Yorum »
Eski Bilgi CS hocalarından değerli Emre Sevinç’in blogundaki kısa bir yazının çevirisini yaptım. Yazının sahibi aynı departmandan Chris Stephenson. Faydalı olması dileğiyle…
Her gün okuması vakit kaybı olan bir çok e-posta alıyorum. İşte daha iyi e-posta iletişimi için birkaç ipucu:
1. Postanızın alıcısını düşünün. Eğer alıcının vaktini boşa harcıyorsanız veya olayı anlamasını zorlaştırıyorsanız beklediğiniz cevabı alamayabilirsiniz.
2. Anlamlı bir konu (başlık) yazın. Bu şekilde alıcının iletinizle nasıl ilgileneceğine karar vermesine yardımcı olursunuz. Eğer başlıksız yolluyorsanız alıcıyı kendisiyle alakası olmayan bir e-postayı açmaya zorluyorsunuz demektir. Eğer konu satırına “önemli” yazıyorsanız açıkça kabalık yapıyorsunuzdur. Konunun sizin için önemli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz fakat alıcı için önemli olduğunu nasıl bilebilirsiniz ki?
3. Kısa cümlelerden oluşan kısa paragraflar yazın.
4. Açık ve öz olun. Sorun nedir? Siz hangi çözümü öneriyorsunuz? Alıcıdan ne yapmasını istiyorsunuz?
5. Eğer iletinize dosya ekliyorsanız küçük boyutlu olmasına özen gösterin. Alıcının bu dosyayı gerçekten istediğine emin misiniz? Veya dosyayı bir link üzerinden yollayamaz mısınız? Her CS (bilgisayar bilimleri) öğrencisi kendi sitesini yaratabilir ve dosyalarını oradan yayımlayabilir.
6. Ekteki dosyayı açmak zorunda bırakan e-postalar yollamayın. Bu şekilde alıcının dosyayı ek bir ofis programıyla açmasına ve birkaç dakikasının boşa gitmesine neden olabilirsiniz.
Son olarak bana posta yollayan herkesi bu değerli ipuçlarını daha verimli kullanmayı düşünmelerine teşvik etmek amacıyla posta kutuma şu filtreleri kurdum:
Boş bir konu satırına sahip, “konusuz” (“no subject“) başlıklı veya başlığında “important”, “önemli,” “urgent”, “acil”, “lütfen”, “lütfeeen” kelimelerini içeren e-postalar otomatik olarak “çöp kutusu”na gönderiliyor. Sonuç olarak da benim tarafımdan okunmuyorlar.
Yukarıdaki kelime listesini artırma hakkını saklı tutuyorum. Eğer yolunu bulabilirsem büyük boyutlu, görüntülü dosyalar ve .doc gibi ücretli (açık kaynak olmayan) dosya türlerine sahip postalar da otomatik olarak silinecek.
(Vurgular bana ait. Orijinal yazarın ve çevirmenin hakkını gözeterek kullanabilirsiniz.)